Dikkat Eksikliği Olan Çocuklarda Öğrenme

Dikkat Eksikliği Olan Çocuklarda Öğrenme

Dikkat Eksikliği Olan Çocuklarda Öğrenme konusuna girişte öncelikle hiperaktivite deyince sadece davranış sorunu düşünmekten çok ben bu çocuğa nasıl öğretebilirim düşünülmelidir.

Unutulmasın ki çocuk sınıfta öğrenemiyorsa kendini davranışları ile alarm vererek gösterir.

Hiperaktif çocuklarda öğrenmede şöyle bir ilginç durum var –ben dahil- Biz asla ezberleyemiyoruz ,anlamadığımız şeyi çalışamıyoruz

Biz Bloom taksonomisinde birinci düzey olarak kabul edilen ,tanım öğrenme, konuokuma anlatma tarzındaki öğrenmeden yarar sağlamıyoruz taksonomiye göre birinci düzey -en alt düzey öğrenmeyi yapamıyoruz ikinci basamak olan kavrama düzeyi ile öğreniyoruz ) yani alttaki basamağı yapamıyor sıra atlıyoruz .

İlkel ,en basit düzey öğrenme sayılan ve birinci sırada yer alan bilgi düzeyinde öğrenme bizim için hiçbir şey ifade etmiyor .

Okullarımızda en çok kullanılan yöntem de ne yazık ki bu birinci düzey öğrenme.

İddialı denen okullar da öğrenme kalitesini üst basamaklara çekmek yerine müfredatı birinci düzey bilgi ile şişirerek çocuğa yükleniyor.

Çok bilgi vermek iyi bilgi vermek sanılıyor.

Bir bilgisayar düşünün ram belleği düşük olsun yani önbellekte çok uzun süre bilgi tutamıyor olsun ama buna karşın işlemcisi hızlı ve çift çekirdekli -çok çabuk bilgi işliyor hatta bazen hafıza bu hızı izleyemiyor-ve diyelim ki siz sürekli önbelleğe yükleniyorsunuz

...çocuk takip edemiyor ..dersten kopuyor ya da programları cpu da çalıştırmak yerine harddiske kopyalayıp yapıştırınca elbette çalışmıyor....

-bu tanımı nasıl elde ettik ...bu formül nerden çıktı ? bunları daha sorup öğrenemeden ikinci üçüncü formül tepeden iniyor ...yükleniyor da yükleniyor ..nereye ..önbelleğine yani... kısa süreli bellek ve çabuk yorulan bilgiyi organize etme ve dikkat merkezine.. en zayıf olan yeteneği de bu ....bi süre sonra da çalışmaz hale geliyor zaten peki düşünen akıl ne yapıyor ...ön sıradaki arkadaşının tokasının renginden yola çıkıp ejderhalarla dolu bir düşsel savaşa uçuyor...ya da daha kötüsü çocuk bedeniyle birlikte yan sıradaki arkadaşının üstüne uçuyor (vardı öyle bir öğrencim ...resmen bir ateş parçası..sonra yarışmada sınıf ikincisi oldu) çünkü biz bilgiyi farklı işliyoruz ardışık (lineer )sıra izlemiyoruz (non lineer bir bilgi işleme tarzımız var ) ,bilgi beynimizde zıplayarak ilerliyor diyelim birden fazla yerde işlem yapıyor ve bu yüzden bilgiyi geri bildirmekte sorun yaşıyoruz.)

Bizim daha farklı öğrenme yöntemlerine ihtiyacımız var .Bir kısmını yukarıda özetledim ama daha kişisel farklılıklar (eğer varsa) için uzmanlık gerekiyor (benim discalculi sorunum gibi ...matematikle başım dertte

-Öğrenme sorunumuz yok, öğrendiğimiz anladığımız şeyi sınavda istenen biçimde sunma sorunumuz var -geri bildirme (bir türlü cevabı toparlayıp yazamıyoruz şıklardan seçmek ya da boşluk doldurmak gibi ipuçları hafızamızın bilgiyi depoladığı son bölgeye bizi ileten bookmarklar görevi yapıyor.

istediğimiz kadar çalışmış olalım "dilimin ucunda kelimeler bir türlü söyleyemiyorum "durumumuz daimi bir durum. Bu nedenle yasal hakkımız olan test sınavı ya da boşluk doldurmalı sınavlar hem çocuğun başarısını yükseltir hem de derste öğretmeni rahat ettirir-çünkü başarılı olan çocuk sınıfınızı dağıtmak yerine dersle ilgilenmeye başlar

–Özellikle kuru ve düz anlatımlı metinlerle çalışıldığında başarı şansımız iyice düşüyor.

-Bol tekrar hiperaktifi dersten koparır

-Aşırı yüklü içerik ,bilimsel olarak da ispatlandığı gibi her çocuğun(sadece hiperaktifler değil) sadece 20 dakika olan dikkat toplama süresini geçiyor .Gereksiz detaylarla dolu müfredat öğrenmeyi değil ,unutmayı garantiliyor .

-Bilgiyi süreç içinde sindirerek eski bilgiyi yeninin üzerine kurararak öğrenecek .Müfredat buna göre ayarlanacak .derslerin içerikleri birbiri ile bağlantılı olacak .bilgiyi her düzeyde (kavramdan.uygulama ,analiz ,sentez değerlendirmeye ) öğretene dek yeni konuya geçmeyecek ,Konular rüzgar gibi geçmeyecek ,çocuğun bilgiyi anlayarak düşünerek işlemesine zaman tanınacak .

-Bilgiler basitten karmaşığa yapı taşları halinde ,birbiri ile ilintili ,neden sonuç içeren ,bir mantık içinde verilmeli ezber sırası ile değil

-Okullarda tanım değil beceri öğretilecek özet çıkarma ,farklı olanı bulma ,benzeyenleri bulma ,hangi yönlerle benzediklerini fark etme ,araştırma yapma ,konunun can alıcı noktasını bulma ,kavramlara hakim olma ,bilgiyi ayrıştırma (analiz) yeniden kurma ,neden sonuç ,ilişkisi kurma ,problemi tespit etme ,problem çözme , birbiri ile bağlantılı iki üç bilgiden yeni bilgi oluşturma, ,teori üretme ,mantık yürütme , fikrini kanıtlarla ispatlama,kanıt bulmak için bir bilgiyi hızlı gözden geçirme ,tartışma gibi beceriler kazanacak .Öğrenmekten zevk alacak .

-Merak ve ilgi uyandırmalı .İlgi bilginin ön şartıdır .İnsanlar bilgiye ihtiyacı olduğu için ya da merak ettiği için öğrenir sınavda başarılı olmak için öğrenmez.

-Çocuk düşünerek kendi bulmalı ki sahiplensin unutmasın .Ve düşünmeyi öğrensin

-Bilgiyi bize verilen cümleler kalıp gibi hatırlamıyoruz .Kendi sözcüklerimizle yeniden oluşturmamız gerekiyor

(Anladığımız bir bilgiyi yıkıp tekrar kurma ,kurcalama ,analiz .yapılandırma )

-Görsellik ,ses,şema, akılda kalıcılığı arttırır .Tanımları değil kavramları öğretin .Bırakın tanımı o kendi oluştursun .hatta ona her konunun kavram haritasını çıkarma alışkanlığı kazandırın -bu bilgiye nasıl ulaştık, bu sonuca neden geldik gibi..

Ona hayat boyu yardımcı olacaktır.Bilgiyi sistemli klasörler gibi beyninde birbirini ile bağlantılı organize linkler-bookmarklar olarak depolayacak- ihtiyacı olduğu zaman istediği bilgiyi geri çağırmasına yardım eden hansel ve gratel yollarıdır bu kavram haritaları...

-En iyisi ise task based denen proje vb yöntemlerle öğrendiğimizi ellerimizi aklımızı gözlerimizi kullanarak bir ürün ortaya koyma sürecinde öğrenmek yani yaparak öğrenmek

(Aslında okullarda sınav yerine performans ve proje ile başarı ölçme yöntemi bir ölçme değerlendirme yöntemi olarak klasik sınavda bilgisini gösteremeyen hiperaktif çocuklarımız içindi.. tüm çocuklar için değil ).Bir çeşit angaryaya dönüştü ne yazık ki.

Untitled Document
Untitled Document